Ağustos 31, 2010
Yazan: Alexandre Bey
Kategori: Günce
Sabaha kadar okuyup-yazıp sahurumu yaptıktan sonra saat 05:00 gibi uyudum herhalde. Pencerenin camını açtım, ağaçların hışırtısı kulağıma ninni gibi geliyordu. En son hatırladığım bu. Sonra sabah hışırtı ile uyandım. Aman Allahım bu ne rüzgar böyle havalar soğumuş herhalde sonbahar geliyor dedim yarı uykulu yarı uyanık. Hışırtının ağaç yapraklarından gelmediğini anladıktan sonra yataktan fırladım. Ses nereden geliyordu acaba diye uykulu gözlerle aramaya başladım. Sanırım doğalgazda kaçak var dedim sağa sola baktım bulamadım bir şey. Tam ne olduğunu anlamaya çalışırken ayaklarımın ıslak olduğunu farkettim. Mutfak göl olmuş. devamını oku… →
Yorumlar (2)
Ağustos 31, 2010
Yazan: Alexandre Bey
Kategori: Kitabiyat

Tarık Tufan’ın yeni kitabı Profil Yayınları’ndan çıktı!
Yorumlar (2)
Ağustos 31, 2010
Yazan: Alexandre Bey
Kategori: Kitabiyat

İbrahim Tenekeci’nin yeni kitabı Profil Yayınları’ndan çıktı!
Henüz yorumlanmamış... →
Ağustos 27, 2010
Yazan: Warrior
Kategori: Kitabiyat
Diğer ramazanlarda olduğu gibi bu ramazan da bana birşeyler hatırlattı. Öncelikle şunu farkettim ki çalıştığınız yerde ya da oturduğunuz mahallede ramazan atmosferi yoksa ramazan da tek hissttiğiniz huzur değil tam tersine açlık ve susuzluk oluyor. Çalışırken yanınızda birileri bişeyler yiyip bişeyler içerken ve ramazana dahil tek bir kelime etmezken ramazan ramazan gibi gelmiyor açıkçası. Bir de yanınızda birşey zıkkımlanırken sana ikram edip, sonra da “pardon oruçlu muydun?” diye soranlar bile oluyor. Ulan kefere, sen ve arkadaşların oruç tutmuyor diye diğer millette mi oruç tutmayacak. Gören de ramazan da oruç tutmak istisna sanacak. Arkadaş görgülü ya! ikramda bulunuyor. devamını oku… →
Yorum (1)
Ağustos 24, 2010
Yazan: KaRa
Kategori: İzlence
Pandora’nın Kutusu’nda Yeşim Ustaoğlu, modern insanın şehir yaşamındaki sıkışmışlığını ve çaresizliğini, alzheimer hastası annelerine bakmak zorunda kalan üç kardeşin öyküsü üzerinden anlatıyor. Üç kardeş de, şehirden ancak acil bir sebeple, annelerinin kaybolduğu haberiyle ayrılabiliyorlar ve en kısa zamanda geri dönüyorlar, eşyaları, düzenleri, tutundukları var geride, işleri devam ettirmek zorundalar. Şehri yalnızca bir genç, henüz “birisi” olmamış, bağlanamamış, sorularına cevap bulamamış bir genç terk edebiliyor. Onu diğerlerinden ayıran şey; soruları ve henüz bu soruları hızlı ve geçiştirilmiş cevaplarla susturmayı öğrenememiş olması. devamını oku… →
Henüz yorumlanmamış... →
Ağustos 23, 2010
Yazan: Alexandre Bey
Kategori: İzlence

Geçtiğimiz cumartesi akşamı Saadet için iftar vaktinde sözün bittiği yere gelinmiştir.
Yorumlar (2)
Ağustos 20, 2010
Yazan: KaRa
Kategori: Günce
Geçenlerde bulunduğum bir yerde, bir kadın, mesleğimi öğrenince bana şu soruyu sordu: “Bir bakışta insan psikolojisini anlayabiliyor musunuz?”
Soru o anda kafamda bir çok soruyu ateşledi. devamını oku… →
Yorumlar (2)
Ağustos 14, 2010
Yazan: Alexandre Bey
Kategori: Kitabiyat
Yorum (1)
Ağustos 13, 2010
Yazan: Alexandre Bey
Kategori: Ivır Zıvır
İnternet bağımlılığı diye bir şey var. Hakikaten. Son zamanlarda özellikle dikkatimi çekiyor. Bazı tipler var. Hiç uyumuyorlar mı merak ediyorum. 24 saatin her saatinde twitter, facebook, formspring, frienfeed filan koşturuyorlar. Acaba nasıl insanlar bunlar? Yemezler mi, içmezler mi, uyumazlar mı hiç? Hiç tuvalet ihtiyaçları olmaz mı? Aileleri yok mudur? Arkadaşları ile çay içmeye gitmezler mi? Kitap okumazlar mı? Çok merak ediyorum cidden. Ve bu kişilerin işi yok mu? Geçimlerini nasıl sağlıyorlar? Merak ediyorum.
Yorumlar (2)
Ağustos 13, 2010
Yazan: Alexandre Bey
Kategori: Ivır Zıvır
Bismillah
En az üç namaz vaktini camilerde geçirdikten sonra, ‘izlenimlerini’ aktaran herkese teşekkürü borç bilirim. Fakat ne yazık ki karşılığında size pek iç açıcı şeyler anlatamayacağım. Dertliyim ve biliyorum ki aslında siz de aynı konuda dertlisiniz. Dertli ve suskunsunuz üstelik. İzninizle, sizin de derdinize tercüman olmak gibi bir hamle yapacağım birazdan. Bugün biraz dertleşelim ve ‘ne yapabileceğimizi’ konuşalım. Bunu konuşalım. Lütfen.
*****
Hikaye kısa ve net; Dört yıl önceydi. Bir arkadaş sohbetinde duyduklarım hala kulaklarımda çınlıyor. Zaten hepi topu ‘hikaye’ dediğim, şu:
- Türkiye’ye gelen turistler diyormuş ki; ‘Türkiye’de, bir camiye yaklaştığımızı, tuvalet kokularından anlıyoruz’. devamını oku… →
Yorum (1)