2009 Kültür Sanat Ödülleri
Patagonyalılar’ın heyecanla ödül beklediğini biliyorum. Buyrun o halde;
Her yıl bir hikaye kitabı ile evimize misafir olan Mustafa Kutlu bu yılın da en güzel hikayesini yazdı. Köy kitapları toplayan Tahir Sami Bey’i çok beğendiğimizden hikaye dalında “Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı” adlı kitabıyla Mustafa Kutlu,
İlk kitabı Şiirler Çağla ile İsmet Özel’in işaret ettiği Süleyman Çobanoğlu’nun ikinci şiir kitabı 15 yıl sonra çıktı. Özellikle Tekfurun Kızı kitap çıkmadan dillere destan oldu. Çoğu yayınlanmamış şiirlerden oluşan Hüdayinabit’le şiir dalında Süleyman Çobanoğlu, (daha fazla…)

Karahisar Kalesi deyince birçoğumuzun aklına hemen gene aynı adla başlayan içli halk türküsü gelir. “Kalehisar kalesi yıkılır gelir” diye başlar türkü ama Afyon’da bulunan bu kale 3500 yıl önce Hititler tarafından yapılmış olmasına rağmen yıkılan yanları olmasına rağmen dimdik sarp kayaların zirvesinde Afyon’un incisi gibi parlamakta. Bu haftayı Afyon’da geçirdim. Benim için Afyon, İzmir’den Konya’ya gel-gitlerde yolun neredeyse tam ortasında olan bir geçit yeriydi.
Başkent kendine yakışanı yaptı. Başkentliler alınlarının akıyla doldurdular Sıhhiye meydanını. Başkentliler ve çevre illerden binlerce gönül, binlerce yürek dua oldu, umut oldu, öfke oldu, Filislinti oldu ve doldurdular Sıhhiye meydanını. Çocuklarıya geldiler, anneleriyle, eşleriyle, kızlarıyla, üç nesil birlikte geldiler. Ne güzeldi havaya kalkan yumruklar, ne büyüktü yürekten yapılan dualar, ne muhteşemdi delikanlıların/gençkızların meydanlara koşması. Gördük ki alanlarda büyüyecek nice küçük çocuklar varmış.
Mecburiyet Caddesinde karşıdan karşıya geçerken yavaş davrananlara “de yörük de gali” diye başlıyalanların memleketi diyelim Kütahya’ya. Bütün orta ölçekli anadolu şehirlerinde vardır mecburiyet caddesi.
Küçük kare kare evler, içindeki hayatlar gibi birbirine benzer şekilde yanyana dizilidirler. Gece sapsarı camları, gündüz kalem gibi bacalarından dumanı tüten ama hareket etmeyen trenler gibi öylece beklerler. Sabahları toprak yollarda ayakkabıları çamur olmuş boyboy öğrencileriyle güne merhaba derler. Kiminin saçları iki kulak kimininki örgü örgü olmuş, ellerinde bir ömür kadar ağır çantalarıyla yokuştan aşağı inerken önce ayakları sonra minik gövdeleri sonra tokalı saçları kaybolur. Yokuşun ufukla kesiştiği nokta her sabah olduğu gibi gri ve belirsizdir…
Adem Özköse, Gerçek Hayat dergisinin 9 mayıstaki sayısında Malula’yı anlatmış. Malula, Şam’a yaklaşık 45 kilometre uzaklıkta bulunan bir köy. 4 bin nüfuslu köyde Müslüman ve Hristiyanlar birarada yaşıyor, Müslüman nüfus 1400 civarındaymış, Hz. İsa’nın konuştuğu dil olan Aramice’nin dünyada konuşulduğu tek yer burası. Malula, Aramice’de “geçiş yeri, geçit” anlamına gelmekteymiş. Malulalılar hem Aramice’yi hem de Arapça’yı kullanıyorlarmış günlük yaşamda. Müslümanlar arasında bile Aramice bilenler varmış. Aramiler, Milattan Önce iki bin yılının son çeyreğinde Suriye çölünde yaşamış, daha sonra Basra Körfezi’nden Amanos Dağları’na kadar yayılmış eski bir kavim. Süryanice de Arami dilinin alt dallarından birini oluşturuyormuş. 