Benim yağmurum vardı…

Hava biraz kapalı, şehir biraz suskun, şehir biraz sisli, şehir biraz miskin, bulutlar biraz yoğun, maviye karaya boyanmış, evler yorgun yolların kenarında oturmuş, uzaklarda şimşekler bulutlara bağırırken yüzüne düşen birkaç damlayla elleriyle paltosunun yakalarını kaldırır ve daha hızlı adımlarla yürümeye başlar. Rüzgar saçlarıyla oynaşır, paltosunun eteklerini çekiştirir.
Artık insanların caddelerden çekilme zamanı gelmiştir. Şehir yağmurla buluşup damlalara yatak olurken, insanlar evlerine girmeli, bulutlar evlerle konuşmalı, caddeler, sokaklar, meydanlar yağmurla buluşmalıdır. (daha fazla…)


Gerçek Hayat dergisinin 391′inci sayısında Suavi Kemal “Gözümün Nuru: Namaz” başlıklı bir dosya hazırlamış. Leyla İpekçi’nin söyledikleri dikkatimi çekti:
Meksika Sınırı adında bir program var Haber 7 TV’de. Programı duymadım, izlemedim diyenler aşağıda yazacaklarımı da okumasınlar, çünkü pek bir anlam yüklemeyebilirler. İsmail Kılıçarslan, Tarık Tufan ve Selahattin Yusuf üçlüsü (hakem triosu gibi oldu ama neyse) farklı, adrenalini bol, nitelikli, ezberbozan, önemli bir program yapıyorlar. Programın adı biliyorsunuz (bilenler bilmeyenlere anlatmasın) Meksika Sınırı, Mehmet Efe’nin şiirinden mülhemle seçilmiş.