Uçan Balon Olmak…
En çok tutsak edilmek istenenler özgürlüğe en çok yatkın olanlar, kendini özgür sananlar ise en çok tutsak olanlardır. Ve tutsaklar da özgürleri tutsak ederek özgürleşeceğini sandılar. Bu yüzden küçüklüğümde balıkları akvaryuma, kuşları kafese kapatıp, uçan balonlara ip takmadım mı…
Özgür olanı elde etmek sahip olabileceğimiz en büyük güçlerden biri değil midir! Belki de tusaklığımıza arkadaş arayışımızdan, aynı kadere mahkum etmek isteyişimizdendir. Neden uçsuz bucaksız okyanuslarda yüzmesi gerekirken küçücük bir cam kutuda yüzen balıkları saatlerce seyreder, neden en uzak göklerde uçması gerekirken küçücük bir kafeste yaşayan kuşları seyretmekten zevk alırız. Çünkü biz ne okyanusta özgürce yüzebildik ne de gökte olabildiğince uçabildik. (daha fazla…)

Tarih 24 Mayıs. Öğrencilikten kalma ekonomik alışkanlığım icabı, 15 saatlik uzun bir yolculuğu göze alarak çıktığım İstanbul yolculuğunu 2 saat rötarlı olarak noktaladım. Tren Haydarpaşa sınırlarına girdiğinde saat 12:00 olmak üzereydi. Bir kaç aydır İstanbul’a gelmişliğim yoktu. Dolayısıyla özlemiştim İstanbul’u. Taşına-toprağına yüzümü sürmesem de, boğazı hasretle izledim diyebilirim. Aslına bakarsanız, boğazdan ziyade beni heyecanlandıran başka bir etken vardı. Şöyle ki. Daha önce isimlerine aşina olduğum, yazılarını takip ettiğim bir çok büyüğümle ilk kez görüşecektim.
Bu sitede her ne kadar günlük siyasete girmemek gibi bir düşüncemiz olsa da Erbakan Hoca’nın dün cezasını çekmek üzere Edremit’e gittiğini gördüğümde bir kez daha siyasete karışmak istedim. 30 yıllık bir hareketin lideri. Beğenirsiniz/beğenmezsiniz ama Türkiyê’deki İslamcılık adına ete kemiğe bürünmüş, toplumsal gerçeklik kazanmış çok şeyin altında imzası vardır hocanın. İsmet Özel’in dediği gibi “o kadar az şey istiyordunuz ki, hiç bir şey vermesek de olur dediler”.
KONFERANS
Bu blogda siyaset/politikadan bahsederek zihin kirletmek istemiyorum. Oldum olası sevemedim gitti zaten. Dün akşam, önceki gün, geçen ay, 3-5 yıl kadar önce hep aynı şeylere tanıklık ediyor olmak tiksindiriyor artık. Kelli felli adamlar, ablalar, abiler televizyonlara çıkıp temaşa ediyorlar. Ortalama insandan, sürü psikolojisinden dem vuruyorlar. Cehaletlerini parayla aldıkları diplomalarla örtbas etmeye çalışıyor bazı zevat. Bir tarafta emekçi kısmı küçümserken diğer tarafta sermaye sahipleri emekçiliğe övgüler düzüyor.
Aslında dün yazmak istiyordum bu yazıyı. Malum, 19 Mayıs itibariyle kapalı mekanlarda sigara içmek yasaklandı. Bu uygulamayı destekliyorum ve yasağı koyanları tebrik ediyorum. (Böylelikle bir ilke de imza atmış oluyorum, yasağı ve yasakçıları övüyorum). Otobüslerde sigara içilen günleri hatırlayan biriyim. Çok yaygın olarak Mercedes 302 otobüsleri vardı. Klima yada havalandırma gibi lüksler doğal yollardan karşılanırdı. Ya şoför ön kapıyı açacak yada otobüs tavanında bulunan 3 adet havalandırma kapağı açılacak. Havalandırma kapaklarını açmakla iş bitmezdi, çünkü mutlaka rüzgardan rahatsız olanlar çıkar ve kapaklar bir kaç dakika içerisinde tekrar kapatılırdı.