Archive for
Ekim, 2008
Ekim 31, 2008
Yazan: Warrior
Kategori: Ey Şehir, Günce
8 Comments →
Yine yılın aynı zamanı. Kuşların ağaç dalları yerine binaların pencere pervazlarında ya da çatı çıkıntılarında yaşamaya çalışması şehrin ne kadar da yaşanmaz hale geldiğini ne de güzel gösteriyor. Anayola kıvrılarak çıkan tali yollarda birkaç araba kaldırım kenarına o kadar sığınmış ki korkaklığı elbisenize siniyor. Gri olanın sönmüş lastiği ve kirli kaportası daha uzunca bir süre kullanılmayacağını söylüyor. Sileceklerine takılıp düşemeyen yapraklar da bu şehrin ağaçlara da yaşama hakkı tanımadığını fısıldıyor.
Önceden yapraklar sararıp gazel olur yollara düşer, rüzğar estikçe sarmaş dolaş dans ederlerdi. Biz de hayat bizden ne aldı ne verdi diye geçen yılların hesabına yapardık. Şimdi sadece ileriye bakıyoruz, daha iyi yaşayabilmek için. Halbu ki şehir bizim için de yaşanmaz hale geldi. (daha fazla…)
Ekim 30, 2008
Yazan: Serkan
Kategori: Günce
2 Comments →
Erken yaşlarda ve tercihimiz dışında sırtımıza o kadar çok yük yüklemişler ki, ne bunları taşımak mümkün ne de bunların çoğundan kurtulmak. Sırtımızdaki bunca yükü bize kim yükledi, neden bize yükledi. Yoksa sırtımızda hiç bir yük yokta kamburluğumuzu, yaşam karşısında dim dik ayakta duramayışımızı, direnemeyişimizi, savaşamayaşımızı örtbas etmek içinmi “yükümüz ağır” savunmasının altına sığınıyoruz.
Ekim 29, 2008
Yazan: KaRa
Kategori: Günce
No Comments →
Günlerim yağmur içinde, yağmur günlerimin içine sızıp filizleniyor. Taze bir nefes gibi geliyor yağmur bana, hayret ve boyun eğiş gibi geliyor, damla damla içime dökülüyor.
Su birikintilerine bakınca Sen’i hatırlıyorum. Seni hatırlayınca varlığımı, kendiliğimi buluyorum. Böyle bir mucizenin karşısında insanların sıkıntıyla söylenmelerine anlam veremiyorum.
“Yağmurla can buluyor nefeslerimiz” diyorum kendi kendime.
Ekim 21, 2008
Yazan: Serkan
Kategori: Kitabiyat
5 Comments →
Ankara’da iki mekandan söz etmek istiyorum. Birinci mekan Anakara’nın yeni yükselen sınıfı Çukurambarda izbe ve garip bir arada, apartmanlar arasında skışmış Nargile Cafe, diğeri Balgat’ta ana cadde üzerinde bol duman ve okey taşları gürültüsünde Nergiz Kıraathanesi. Bu iki mekanı muadillerinden ayıran farkı ne verdiği hizmetin kalitesinde saklı ne de mekanın güzelliğinde. Her iki mekanda Orta Anadolu’daki sıradan bir köy kahvesi niteliğinin üzerinde hiç bir özelliğe sahip değil.Nedir öyleyse bu mekanları farklı kılan.
(daha fazla…)
Ekim 17, 2008
Yazan: Ubade
Kategori: Sosyoloji
1 Comment →
“Din, insan içindir”. Bu cümleyi bir yıl kadar önce üniversitedeki bir tarih hocasından duymuştum. Tekirdağ’da bir seminer salonunda Erasmus programıyla yurtdışındaki okullarda bir veya iki dönem boyunca okuyacak öğrencileri yurtdışına çıkmadan önce, kendi tarihleri hakkında bilgilendirmek amacıyla düzenlenen bir seminerdi.
Bu söz söylendiğinde ben de dahil olmak üzere salondaki çoğu insan ikna olmuş gibiydi. Mesaj gayet basit, açık ve anlaşılırdı. “Din de nihayetinde insan içindir”. (daha fazla…)
Ekim 16, 2008
Yazan: Alexandre Bey
Kategori: Ey Şehir
1 Comment →
Geçtiğimiz hafta ilk defa otobüsten inip başka bir otobüse binmek için hızlı adımlarla Üsküdar Meydanı’nı geçtim. Beykoz otobüsüne bindiğimde zihnim karmakarışık sorularla doldu. İnsanların aceleci adımlarla bir yerden bir yere hareket ettiklerini gördüğümde şehrin insanları ne kadar dönüştürdüğünün hesabını yapıyordum. Öyle ki kent, hızlı yaşama biçimiydi algılarıma göre. Şimdi aynı kentin esiri olmuştum sanki. Akşam, Üsküdar’da denizin kenarında oturup bir bardak çay içtim. Özgürlük budur işte diyecek değilim, zira kentliler bir bardak çay ile kendilerini kandırıyorlar.
Ekim 16, 2008
Yazan: Alexandre Bey
Kategori: Ivır Zıvır
1 Comment →
Bulutların griye çaldığı şehir sonbahara bürünmüştür. Sokaklarıyla, caddeleriyle, parklarıyla hüzne boyanır şehir. Sakin, sessiz ve bir o kadar güzeldir Ankara. Yapraklar kaldırımları süsler. Yalnızlık Ankara’yı. Bu şehri sevmemin nedenidir bu mevsim, bütün masumiyetiyle. Belki de Ankara’nın kendine yakışan hırkasını giymesi gibi birşey Ankara’da sonbahar. (daha fazla…)
Ekim 14, 2008
Yazan: Ubade
Kategori: Feylesof
1 Comment →
Tarih ve coğrafya. Belleklerimizde bu iki kavram şimdiyi ve burayı anlamak için bir pusula. Analitik geometri. Birisini yatay, birisini dikey bir düzlem olarak kabul etsek de denklemler her zaman bu kadar kolay çözülmüyor. Üstelik dünyanın daha önce hiç yaşamadığı kadar büyük bir kaos yaşadığı; bu kaosla birlikte küçücük bir köye dönüştüğü bir zaman da yaşıyorsanız.
O zaman “birlikte yaşamak” kavramı gelip dayanıyor belleklerimize. Birlikte yaşamak ama nasıl. Birbirimizi anlamak. Doğu ve Batı. (daha fazla…)
Ekim 08, 2008
Yazan: KaRa
Kategori: Edebi Şeyler
No Comments →
Edebiyatı hızla akıp giden yaşamın içine taze bir nefes gibi yerleştiren, o nefesi ölümsüzleştiren bir mucizedir edebiyat. Ölümü unutturmaya çalışan bir dünyada inatla ölümü dillendirerek bizi yaşama çağıran sestir. Bu ses kalbimize yaşamdan damlalar düşürür, zihnimizin iç içe geçmiş pencerelerini açıverir. Bir edebiyat dergisi bu çabanın ürünü olarak ortaya çıkar, durmanın, susmanın ve direnmenin çoğalttığı kelimelerin bir araya gelişinin sonucudur. Bu çabanın sonucunda ortaya çıkan dergilerden biri olan “Temrin” insanı kaybetmeden, insana dair bir şeyler söyleme uğraşında olan, bunu ilk sayısından beri fark edilen bir içtenlik, özen ve titizlikle yapan bir düşünce ve edebiyat dergisi. İlk sayılarıyla çizdiği yolu korumaya bunun yanında büyümeye, zenginleşmeye devam ediyor. (daha fazla…)
Ekim 07, 2008
Yazan: Serkan
Kategori: Kitabiyat
5 Comments →
Eskiden, solcular üç kişi bir araya gelip dernek kurarlar, bu derneklerlede devlet kurmaya, devlet yıkmaya çalışılar denirdi. Bu söylem epeyce yaygındı. Yapısalcı bir çözümleme ile söylem analizi yapacağımız yer burası değil elbette. Ama günümüzün islamcılarıda üç kişi bir araya gelince dernek kurmaya başladı. Olumlu yanları vardır olumsuz yanları vardır, olaylara çok boyutlu pencereden bakmak lazım. Ama ben burada sadece bir boyutundan bakmayı deneyeceğim. O da şudur; bizim derneklerin modern Robin Hood rollerine soyundukları kanısındayım. (daha fazla…)