Pata-Gonya

Postmodern Zihinsel Yaşam Ünitesi
Subscribe

Archive for Kasım, 2008

Köprüden Önceki Son Çıkış

Kasım 30, 2008 Yazan: Warrior Kategori: Edebi Şeyler No Comments →

Konuya nasıl gireceğime karar verememiştim. Havadan sudan şeylerden bahsedip zaman kazanmaya çalışıyordum. Başka yolu yoktu bunun, bir kompozisyon gibi giriş, gelişme ve sonuç kısmı olamazdı, ilk cümlede sonuç hemen anlaşılırdı.

-Filmin güzel olmadığını zaten baştan biliyordum. Ben sadece güzel bir gün geçirelim istemiştim, seninle vakit geçirmek çok güzel. Çok masum ve temiz bir yanın var, çok neşelisin, bu tarafını çok seviyorum

Ben konuşmayı sürdürdükçe gözlerini benden daha çok kaçırmaya başlamıştı, büyük ihtimalle işin içinden nasıl çıkacağını düşünüyordu. (daha fazla…)

Amerika’ya, meleklerin kovulduğu kıtaya hoşgeldiniz!

Kasım 30, 2008 Yazan: KaRa Kategori: İzlence 7 Comments →

Yönetmenliğini Aclan Büyüktürkoğlu’nun yaptığı, Tülay Pırlant’ın ‘Rüzgarlı Şehir’ adlı romanından uyarlanan, başrolünde Nehir Erdoğan’ın oynadığı bir Amerikan Rüyası filmi, Meleğin Sırları. Türk-Amerikan ortak yapımı olan film, Hollywood’un teknik imkanlarından oldukça yararlanmış ancak bir Hollywood filmi olmaktan çok ötede bir yerde duruyor.

Ebru’nun kayboluşuyla başlıyor filmin hikayesi. Annesi ve arkadaşları her yerde onu arıyorlar. Sonra en başa, Ebru’nun Amerika’ya geldiği güne dönüyoruz. İlk kez annesinden bu kadar uzakta Ebru, telefonda onunla konuşurken ağlıyor, dil bilmiyor, ona yardımcı olacağını sandığı Türk arkadaşı bir merhaba deyip çekip gidiyor, daha birkaç gün geçmeden şehir ona kendi tarzıyla hoş geldin diyor; Welcome to America! (daha fazla…)

İki Reklam

Kasım 27, 2008 Yazan: Serkan Kategori: Kitabiyat No Comments →

Bu ülkede güzel şeyler olduğunu öne çıkaran herşey oldum olası hoşuma gider. SWOT analizinde de kuraldır zaten, güçlü yönlerini öne çıkaracaksın, zayıf yönlerini bileceksin ama afişe etmeyeceksin. Sürekli eksiklerimizi, hatalarımızı, aksyan yanlarımızı, kötü işleyen taraflarımızı alırız gündemimize ve ülke olarak, millet olarak daha ne kadar çok yol kat etmemiz gerektiğini, ne kadar da gerilerde kaldığımızın çözüm yollarını konuşuruz. Tabiki buda olmalı. Ama yeteri kadar, abartmamak kaydıyla, varolan güzellikleri görmemezi engellemeyecek kadar, ülkemizden/halkımızdan nefret etmeyecek kadar. (daha fazla…)

Osmanlı Cumhuriyeti ve Mustafa

Kasım 24, 2008 Yazan: Serkan Kategori: İzlence 4 Comments →

İki film birden dicektim yazının başlığını ama eskiden ikifilm birden denildiği zaman insanların aklında iyi şeyler gelmediği için diyemedim. Osmanlı Cumhuriyeti ve Mustafa filmlerinin teknik boyutu bir yana beni asıl ilgilendiren bu iki film sonrasında yapılan yorumlar.

Osmanlı Cumhuriyeti filmi için dün sinemalar önünde müthiş kuyruklar vardı. Ama sakın siz o kuyruklardan birine giripte bu filme gitmeyin çünkü hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Nedir bu film, komedimi, tarihsel ironimi yoksa  “bunlar olmasaydı halimiz nice olurdu”diyen bildik zihniyetin tarihsel fantazisimi.

(daha fazla…)

Kırçıllı Paltolu Kasketli Patron: Faruk Yücel

Kasım 23, 2008 Yazan: Alexandre Bey Kategori: Portre 6 Comments →

Zaten yağmurlu bir günde görmüştüm seni

Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Tanıştığımızda benim elimde kalem-defter vardı onun elinde fırça ve boya. Ancak şu bir gerçek ki ikimiz de kısa pantolonlu yaşlardaydık. Zira yedi yıldan fazla bir süre oldu onunla tanışalı. Hevesliyken tanışmıştık, sonra zamanlar eşitlendi, mekanlar kesişti… Sokakta, vapurda, kahvede, kaldırımda, deniz kenarındaki bankta sık sık karşılaşmaya başladık. İstanbul bize dar geliyor evet. (daha fazla…)

Söz

Kasım 23, 2008 Yazan: KaRa Kategori: Günce No Comments →

“Senin bu sözlerin, bu sırların bana dokunmasa acıdan yok olabilirim” Anka-Sadık Yalsızuçanlar

İşte bir gün daha yaklaşıyor, uyanacak ve koşmaya başlayacak, kalabalığa karışacak, Senden uzaklaşacağım. Bir öğle yemeğinin bitiminde, sıradanlığın başlangıcında, bir öfkenin büyüyüşünde kalacağım. Akşam eve dönüşümde yeniden hatırlayacağım kendimi ancak bedenimin yorgunluğuyla zihnime ve kalbime yüklenenlerin ağrısı birleşecek, beni derin bir uykuya çekecek. (daha fazla…)

2500

Kasım 22, 2008 Yazan: Alexandre Bey Kategori: Edebi Şeyler No Comments →

İkibinbeşyüz” sayısı sizin için ne anlama geliyor bilmiyorum ama benim birkaç gündür takılıp kaldığım bir sayı bu. Birçoğunuz biliyorsunuzdur, Cafcaf adında bir mizah dergisi çıkıyordu Genç Dergisinin eki olarak. Bağımsızlıklarını ilan ettiler. Abone kampanyası başlattılar yeni dönem için. 1 Aralık 2008 itibariyle bayilerde olacak. Ve şu anda geldikleri sayı ikibinbeşyüz. (daha fazla…)

Uzaktan Kumanda

Kasım 16, 2008 Yazan: Serkan Kategori: Günce No Comments →

Ne kadar önemli bir aletmiş uzaktan kumanda. Bozulunca anladım değerini. Bir kaç gündür evimdeki uzaktan kumanda aleti bozuk durumda. Bu gibi durumlarda çok çabuk mobilize olup hemen  bozuk olan aleti gidip değiştirip tamir ettirmem. Bir kanalı açıyoruz ve uzun süre o kanalı izlemek zorunda kalıyoruz. Kimse yerinden kalkıp kanal değiştirmek istemiyor. Hatta bugün spor programı bile izledim. Sonrada merak ettim uzaktan kumanda ne zaman icad edilmiş. 1893 yılında il örneklerine rastlanıyor uzaktan kumandanın. Adı da “Hareket Eden Araç veya Araçların Mekanizmalarının Kontrolü İçin Cihaz Tekniği”. (daha fazla…)

Issız adam

Kasım 09, 2008 Yazan: Warrior Kategori: İzlence 1 Comment →

Türk filmlerini izlemek için genelde sinemaya gitmem, evde bilgisayar başında izlerim. Bu haftasonu bir değişiklik yaptım ve sinemada bir yerli film izleyim dedim. Bu kadar sıkıcı günlerden sonra bir Çağan Irmak filmiyle kendime gelirim diye düşündüm. “Babam ve Oğlum” dan sonra bu ihtimal çok da uzak görünmedi. Neyse filme dönelim.

Eğer filmi izlerken bolbol ağlarım diye düşünüyorsanız, fazla ümitlenmeyin;çünkü konsept olarak Babam ve Oğlum’dan çok farklı. Çağan Irmak, Alper karakteriyle geliri iyi ama yalnız, hayatını kimseyle paylaşamayan, sürekli birileriyle yatıp kalkan derin birini anlatmak istemiş ama bu karakter tam oturmamış. (daha fazla…)

Merhem

Kasım 08, 2008 Yazan: KaRa Kategori: Günce 2 Comments →

Bir Cuma akşamı sallanan-duran-kalkan-giden-kalan bir otobüsle yaptığım bir saatlik yolculuktan sonra Üsküdar’a ulaştım. Henüz vaktim vardı, bir şeyler yiyip kitapçıya gittim, kitaplara-dergilere bakınırken saati unuttum, geç kaldığımı fark edince hızlandım. İnsanların zamanı ve kendilerini sakladıkları yerin üç kat üstünde yine insanların zamanı ve kendilerini bitmek bilmeyen bir çabayla aradıkları o yere gittim. Oturduk ve konuşmaya başladık. Sesler, kelimelere, kelimeler cümlelere ve hikayeler dönüştü. Hikayeler kanayan yaralarıyla aramızda dolaştı. Bizler birbirimizin hikayelerini merhemledik.
Camdan dışarıya şehrin ışıklarına ve insanlarına baktım. Camın dışına çıkmaya artık hazırdım.