Çaresizlik…
Olabilecek en son çözümün işe yaraması için dua etmek.
Yapabilecek bir şeyin kalmaması.
Başkasıyla konuşmanın gereksiz olması.
İnsanların sizi duymaması.
“Herşeyin bir çözümü mutlaka vardır” laflarına inanmamak.
Uyumaktan, rüya görmekten korkmak.
Uyuyamamak, bir an önce sabahın olmasını beklemek. (daha fazla…)

90′lı yıllar, Türk Sineması için gerçek bir dönüm noktası oldu aslında. Özellikle Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem, Derviş Zaim gibi yönetmenlerimiz ile kamera hayatın dışında kalmış, ayrıntısına takılmış sıradan insana doğru odaklandı. Hayatın can sıkıcılığı, rutinliği, beklentilere karşılık vermeyişi, daha doğrusu doğası objektiflere daha çok yakalanır oldu. Bence göze çarpan diğer önemli bir husus ise ajitasyona kaçmayan, izleyiciyi salya sümük ağlatmayan “gerçeğe” daha yakın filmlerin ön plana çıkmasıdır. Kamera sanki, çalıların arkasına geçmiş ve kimseye farkettirmeden çekmektedir. Reha Erdem özellikle Kaç Para Kaç ve Beş Vakit filmleriyle zihnimize kazınmıştı. Bu sebeple yeni filmi Hayat Var’dan çok şey bekliyordum. Ve beklediğimi de değdi. Gerçekten çok MUHTEŞEM bir film çıkarmış. Bu kadarını beklemiyordum açıkçası!