Tüplü ve Öfkeli
Keşke siyah camlı, beyaz, tüplü bi şahin’im olsa!Kırmızı plastikten koltukları olsa. Ben de 20 milyonluk bir ayakkabı, üstüne ulustan alınmış kumaş bi pantolon, pantolana bi kemer, üstüne de uzun kollu beyaz bi gömlek giysem. Sonra arabanın camını açıp, kolumu camdan sarkıtsam. Sokaklarda bangır bangır İbrahim Erkal’ın ”Dönemem” parçası duyulsa. Sevdiğim kızın olduğu sokaktan defalarca geçsem. Annesi beni her gördüğünde kızıp bağırsa, “serseri” dese. Gözümde, mahalledeki kırtasiyeden aldığım 10 milyonluk güneş gözlüğü, gömleğimin cebinde de Winston Light olsa! (daha fazla…)

Biyoloji Felsefesi ve Evrim
5 Ekim 1977 Fethi Gemuhluoğlu’nun gerçek hayata göçtüğü tarih. Yani, 32 yıldır “Hiç âşık oldun mu?” sorusunu soran bir ağabeyimiz, bilgemiz yok. Takva ehliydi, ümmet bilincine sahipti, ağabeydi, bilgeydi. Dostluk üzerine söyledikleri rotamız. Kalabalık sokaklardaki insansızlığa ve yozlaşmaya karşı, bir şeyleri dert edinmeyenlere rağmen, vurdumduymazlara karşı, köksüzlük ideologlarına rağmen yeniden dostluk medeniyeti için çabalama zamanı.
Harem Harem Dedikleri…
20. ve 21. Yüzyıl İslam ilim dünyasının tanınmış âlimlerinden Prof. Dr. Muhammed Avvâme Hoca 18 Ekim 2009 Pazar günü saat 15.00’da Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde bir konferans verecek.
Yeni Şafak’ın sermayeye teslim olmadığı, iktidar pejmurdeliğine, pesbayeliğine kendini teslim etmediği günlerdi. (Bu Günleri de gördük). “Lanetli Sınıf” diye bir köşe açıldı ve yazarı da İ.Ö. imzası atıyordu yazılarına. Uzun bir dönem anlayamadık yazarının kim olduğunu, o zaman önemi de yoktu zaten. Öyle bir isyan, öyle bir duygu, öyle şiirimsi şeylerdi ki söyledikleri gösterdiği yöne bakmakla meşgulduk. İzmir’de Akevler taksi durağının köşesinde Hamza abinin bakkalından alırdık gazetelerimizi ve İsmaille birlikte o köşedeki direğin altında okurduk İdris Özyol’un yazılarını. 28 Şubatın o karanlık günlerinde herkes mevzileri boşaltırken, saklanacak yer ararken, çıkardıkları gömleklerin yerine giyecek entariler sipariş ederken birisi sipere doğru koşuyor ve bizi de koluna takıyordu. “Zaten devrim de sulu gözlü çocukların işi değildi”. Beyazların kurduğu pembe şehirlerin her karesini tarumar etmek ve kenardan çıkan dumanları izlemek ne hoştu.
Yeni Dünya Dergisi, Ekim sayısında yeni çehresi yeni duyarlılıkları, yeni isimleriyle okuyucusunu kucaklıyor. Dünyayı ve ülkemizi derin ve ani değişimlerin beklediği hızlandırılmış bir sürecin eşiğindeyken, Yeni Dünya Dergisi sayfaları arasında da bu yeni düzeninin ayak sesleri duyuluyor adeta. Daha adil daha dengeli ve uyumlu; geçmişle barışık, yeniliklere açık yeni bir sistemin mahyaları Dergi’nin burçlarını süslemiş görünüyor. Olmakta olana duyulan saygı ve esas duruş, Dergi’ye dinamik ve bütünleyici bir çehre kazandırmış.