bakakalmak
Tecrübe iki şekilde kazanılır. Yaşayarak ve gözlemleyerek!
Kimileri hayatta çok acı çekmeyi hayatta çok şey yaşamakla bir tutarlar. Ne kadar çok acı çekerse hayatı o derece iyi tanıdığını, anlamını çözdüğünü düşünür. Ama hayat sadece acı çekmekten ibaret değildir. Mutlu olmakla da hayat tecrübesi kazanılabilir. Yine de mutlu insanların hayatı iyi tanıdığını düşünmeyiz.
Aslında amacımız hayatı tanımak falan değildir, acıya ne kadar dayanıklı olduğumuzu başkalarına ispat etmektir de. Ama mutluluğu yakalamış olmak insanların gözünde bizi cesur ve dayanıklı kılmaz. Tersine tecrübesiz olduğumuzu düşündürür, bizi onların gözünde sözüne güvenilmez adam yapar.
Hayatı öğrenmek için ille de acı çekmemiz gerekmez. İyi bir gözlem ve kendini sıradan biri olarak düşünmek çoğu zaman bize yaşamadan tecrübe kazandırır. Yeter ki bakmayı bilelim.
Fotoğrafçılık niye bir sanattır?Bir şeyi resmetmek fotoğraf çekmek midir? Evet çoğu zaman fotoğraf çekmektir. Ancak çektiğin fotoğraflarda sen ve arkadaşların dışında birşeyler var olmaya başladığında bakmayı öğreniyorsun demektir. Sanat yapmak için bu da yetmez. Kadrajın içine giren nesler arasında ne kadar bir ilgi var? Onların kadrajdaki konumu hayatın hangi konumuna denk geliyor? İşte bu yüzden sen ve arkadaşının yanyana asker gibi dimdik durduğunuz resimlere bakmak tat vermez. Çünkü fotoğraftaki bu konum hayattaki bir konuma denk gelmez. Afgan kızı ya da akbabaların başında beklediği bebek fotoğrafı neden anlamlıdır? Bir deklanşör hareketiyle hayatın hangi konumunu resmedebiliyorsun, bir nesneyi fotoğramakla kaç yılı anlatabiliyorsun?
Fotoğraftan çıkmayı başladığın zaman bakmayı öğreniyorsun demektir. Gözlemlemek ise daha keskin bir bakışı, daha derin bir analiz yeteneğine sahip olmayı gerektirir.
