Yol evladı, yol ağabeyi
Bundan yaklaşık 8-9 yıl önce bir grup arkadaşla Darvakit adında bir dergi çıkarıyorduk. Patagonya’nın değerli kalemi Serkan ile tanışmamız da Darvakit’in o günlerine rastlar. Bize birbirinden güzel yazılar gönderdi en başından beri. O günlerden bugünlere “yol arkadaşlığımız” devam etti. Fethi Gemuhluoğlu “bel evladı değil yol evladı olmak lazım” der ya işte Serkan benim için bir yol evladı, yol ağabeyi. Serkan’ın Darvakit günlerinden yani 2002 yılından kalma “Hayata güzelleme olamaz” başlıklı yazısını alıntılıyorum size.
Hayata güzelleme olamaz
Kırılgan yanlarımız olurdu tarih denen kurgusal anlatıların içerisinde. Biz tarihten oluşurken tarihin oluşan bir yanı da bizdik. Yaşanılan zamanla kurduğumuz nevrotik ve ensest ilişkiler bizi yarı yolda bırakıverdi. Çırılçıplak kalmanın, mahrem yerlerini açıkta bırakmanın ‘ol’uş halindeki bedenlerimizde ne şimşekler çaktırdığı bilinmez. Bilinen şeylerin gerçekliği de anlamın buharlaştığı dünyada şimdilik asılı kalsa daha iyi olur. Anlamazdık neden yaralarımız sürekli kanamak zorunda idi -bu yaralar gerçekten bizim miydi, yoksa biz başkalarının dünyalarına ait acılarımı sırtlanıyorduk-.
Soru sormanın anlamsız olduğu cevapların bütün çıplaklığıyla kendini bize teşhir ettiği günler sakıncalı adamlardık. Kaldırımları sert ve delikanlı adımlarıyla, umarsızca dolaşmanın aynı zamanda devriyelerle dalaşmakla eşdeğer olduğu, gündüzleri yokolmanın geceleri varlık sancısını çekmenin götüreceği bir yer vardı, bir yer. Varılacak bir yer. Var olacak bir yer. Dün ne oldu idiyse oldu ama bugün bize bir ‘aşk’ gerekli. Bütün başımıza gelenler aşksızlıktan, Kırgınsak aşksızlıktan, yorgunsak aşksızlıktan, açsak, açıktaysak, korunmasızsak aşksızlıktan.
Tutkular şehvete secde ediyor, aşksızlıktan. Yalnızlıklar boğuyor, tırnaklıyor çelimsiz bedenlerimizi, aşksızlıktan. Gece apansız kapaklanıyor, kilitli kapılarımız parçalanıyor, denize bir haller oluyor, kalem hareket etmiyor, düşünmek beyni becermiyor, aşksızlıktan. Şehrin kasıklarına abandık, aşksızlıktan. Madde ve mana birleşip inşa ettiğimiz bütün yaşamsal bilgilerin doğruluğunu test etti, başarısız kaldık, aşksızlıktan.
Boş kalan savaş trampetleri halay çekme yoluna sürüldü, aşksızlıkatan. Yiğitler mavzerlerini sakladı, terlerini sildi, kenara çekildi, boşaldı ülkemin meydanları, sıkılı yumruklar çözüldü, marşlar unutuldu, parkalar çıkartıldı, afişler indirildi, sloganlar yutuldu, hüzne boğulduk, çekilindi hayatın iğrenç fotğraflarından, aşksızlıktan.
Şehidler unutuldu, aşksızlıktan. Kavgadan kaçıldı, aşksızlıktan. Kentlerin sokaklarını kirlettik, kustuk steril mekanlarına, en temiz caddelerine çevre kirliliğine mütevazi bir katkı olsun diye kirli mendillerimiz buruşturup attık.sahiplerini tanımadığımız arabaları çizdik. Tencere kapakları alıp ellerimize meydanara cümbüş yağdırık. Aşksızlıtan. Susuz kaldık, dinmedi susuzluğumuz, türküsüz kaldık, tütünsüz kaldık, arkadaşsız kaldık, yolsuz kaldık, maskara olduk, aşksızlıktan. Kendimi kirlettim, aşksızlıktan. Günah işledim, sonra tevbe etmedim, sonra daha büyük günah işlemenin ne anlama geldiğini ve tertemiz bir geçmişi kirletmenin hazzını yaşadım, yetmedi, aşksızlıktan.
Gelip birisi dokunsun istedim, aşksızlıktan.
Ne yaptımsa aşktan. Ne yaptımsa aşksızlıktan, başıma ne geldiyse aşktan, Başıma ne geldiyse aşksızlıktan.
Dünyam önce aşkla doluydu, göremiyordum.
Şimdi aşksızlıktan öylesine…

Mart 11th, 2010 at 12:56
Yazıyı yaşadıklarınız içinde bir kaleye kondurup, maşaAllah diyorum dostluğunuza.
Selam ile…